Türkiye Madenciler Derneği ve Madencilik Platformu, Gökhan Günaydın'ın Açıklamasına Tepki Gösterdiler
SİVİL TOPLUMCumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın TBMM çatısı altında madenciliğe ilişkin yaptığı konuşmayı; kullanılan dil, gerçek dışı veriler ve toplumda oluşturulmaya çalışılan algı açısından üzüntüyle takip etmiş bulunuyoruz.
Söz konusu iddiaların önemli bir bölümü teknik, ekonomik veya hukuki gerçeklerle örtüşmemektedir. Türkiye’de madencilik sektörü; devlet hakkından kurumlar vergisine, SGK primlerinden ruhsat bedellerine, belediye paylarından orman izin bedellerine kadar çok sayıda doğrudan ve dolaylı mali yükümlülük altında faaliyet göstermektedir. Nitekim yapılacak basit bir araştırma dahi, Türkiye’de madencilik sektörü tarafından ödenen devlet hakkı ve orman bedellerinin dünyadaki en yüksek oranlara sahip olduğunu kolaylıkla ortaya koyacaktır. Kamuoyuna yalnızca “devlet hakkı” üzerinden eksik bir anlatı sunmak, sektörün toplam kamu katkısının göz ardı edilmesine neden olmaktadır.
Devlet hakkı sistemi, kamuoyuna yansıtılmaya çalışıldığı gibi keyfi bir yapı değildir. Aksine, her maden grubunun ekonomik değeri ve üretim modeli dikkate alınarak hesaplanan çok katmanlı bir sistemdir. Sayın Günaydın’ın iddialarının aksine, güncel uygulamalarda alüminyum madenciliğinde devlet hakkı oranı yüzde 15, bakır madenciliğinde ise yüzde 20 seviyelerine ulaşabilmektedir. Benzer şekilde, altın madenciliğinde iddia edilen yüzde 2 oranı en son 19 yıl önce uygulanmıştır. Geride bıraktığımız yıl, altın madenciliğinde uygulanan fiilî devlet hakkı oranı yüzde 14,25 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2025 yılında sektör tarafından ödenen 32,5 milyar TL devlet hakkının yaklaşık yüzde 40’ı, yalnızca 18 adet altın madeni tarafından ödenmiştir. Tüm kamu ödemeleri birlikte değerlendirildiğinde, bir madencilik şirketinin devlete yaptığı toplam ödeme yükü, gelirinin yaklaşık yüzde 30’una ulaşmaktadır.
Somut veriye dayanmayan “helikopterlerle kaçak altın taşındığı” yönündeki ağır itham, mevcut üretim ve denetim süreçleriyle bağdaşmamaktadır. Madencilik faaliyetleri, otuzdan fazla kamu kurumunun denetiminden geçerek yürütülmektedir. Üretilen her gram altın önce ülkemizdeki akredite rafinerilerde 100 üzerinden 99,5 saflığa getirildikten sonra Borsa İstanbul’da satışa sunulması kanuni bir zorunluluktur. Borsa İstanbul’da satışa sunulan altın külçelerinde, T.C. Merkez Bankası’nın Türk lirası karşılığında ön alım hakkı bulunmaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerinin siyanür kullanımını terk ettiği ifadesi de gerçek dışıdır. Dünya genelinde üretilen altının yüzde 85’i siyanür yöntemiyle üretilmekte; Finlandiya, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde modern altın tesisleri faaliyet göstermektedir. Türkiye’de tüketilen siyanürün yaklaşık yüzde 95’i altın madenciliğinde değil; metal kaplama, kimya, plastik ve tekstil gibi sanayi kollarında kullanılmaktadır. "Avrupa bıraktı" diyerek korku yaymak, Türkiye'yi her yıl milyarlarca dolar maden ithal etmeye mahkum etmek demektir. Türkiye’nin 2025 yılı dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 40’ı maden ithalatından kaynaklanmış; yalnızca altın ithalatı için 23,1 milyar USD kaynak yurt dışına çıkmıştır.
Sayın Günaydın’ın açıklamaları, bizzat Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatlarıyla 1933 yılında yayımlanan 2189 sayılı Kanun ile başlatılan yerli üretim vizyonuyla ve CHP’nin kurucu felsefesiyle dahi açıkça çelişmektedir. Madenciliği hedef tahtasına oturtan bu yaklaşım, Cumhuriyet’in üretim vizyonu ve ekonomik bağımsızlık hedefiyle örtüşmemektedir. Türkiye’nin ihtiyacı, madenciliği düşmanlaştırmak değil, onu çevreyle ve bilimle birlikte geliştirebilmektir. Sayın Günaydın’ı teknik gerçeklerden kopuk popülist söylemlerden uzak durmaya ve sektörümüzü bilimsel gerçekler ışığında değerlendirmeye davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Türkiye Madenciler Derneği
Türkiye ekonomisinin ham madde ihtiyacını karşılayan ve sanayimize temel sağlayan 18 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Maden Platformu olarak, madencilik sektörüyle ilgili son günlerde kamuoyuna yansıtılan bazı iddialar üzerine gerçek tabloyu sade bir dille paylaşma ihtiyacı duyuyoruz.
Madencilik sektörü her şeyden önce Türkiye’nin dışarıya olan bağımlılığını azaltmak adına en kritik sorumluluğu üstlenen alanların başında gelmektedir. Ülkemizin dış ticaret açığının yaklaşık %40’ı maden ve enerji ithalatından kaynaklanmaktadır. Bu durumun sanayimiz üzerindeki yükü oldukça ağırdır. Sadece geçtiğimiz yılın verilerine baktığımızda, yatırım ve birikim amacıyla dışarıdan aldığımız altın için 23 milyar doların üzerinde bir kaynak yurt dışına aktarılmıştır. Ancak daha da dikkat çekici olan nokta, sanayimizin çarklarını döndürmek için ihtiyaç duyduğumuz bakır, alüminyum ve demir-çelik gibi işlenmiş metal ara malları için de yaklaşık 40 milyar dolar ödeme yapmış olmamızdır. Yani toplamda 60 milyar doların üzerinde bir kaynağı, kendi topraklarımızdaki madenleri yeterince değerlendiremediğimiz için dışarıya gönderiyoruz. Yerli üretimi desteklemek, bu devasa kaynağın ülkemizde kalması ve sanayicimizin ham maddeye daha kolay ulaşması demektir.
Kamuoyunda maden işletmelerinin devlete çok düşük paylar ödediği yönünde yanlış bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa Türkiye’de madencilik şirketleri, dünyadaki benzerlerine göre oldukça yüksek mali yükümlülükler altındadır. Maden işletmeleri devlet hakkının yanı sıra, yüksek orman izin bedelleri, kurumlar vergisi, belediye payları ve ruhsat harçları gibi pek çok farklı kalemi kamuya ödemektedir. Bugün bakır üretiminde devlete ödenen hak oranı %20’ler seviyesine, alüminyumda ise %15’ler seviyesine kadar çıkabilmektedir. Altın madenciliğinde ise ödenen paylar son dönemde %14 ile %15 civarında seyretmektedir. Geçtiğimiz yıl sektörümüz sadece devlet hakkı başlığı altında kamu hazinesine 32 milyar TL’den fazla ödeme gerçekleştirmiştir. Genel bir hesaplama yapıldığında, bir maden işletmesinin kazandığı her 100 liranın yaklaşık 30 lirası çeşitli vergi ve paylar yoluyla doğrudan devlete gitmektedir.
“Kayıt dışı üretim” ve “gizli sevkiyat” gibi asılsız iddialar ise devletimizin yürüttüğü sıkı denetim sistemini tanımamaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de madencilik, otuzdan fazla kamu kurumunun sürekli takibi altında yürütülen, dünyadaki en şeffaf üretim süreçlerinden biridir. Madenlerde üretilen her gram altın,; devletin yetkilendirdiği rafinerilerde saflaştırılıp kayıt altına alınmakta ve ardından Borsa İstanbul’da işlem görmektedir. Bu süreçte T.C. Merkez Bankası’nın üretilen altını öncelikli olarak satın alma hakkı bulunmaktadır. Teknolojik ve hukuki denetimin bu denli sıkı olduğu bir ortamda herhangi bir kayıtsız işlem yapılması teknik olarak mümkün değildir.
Altın üretiminde kullanılan yöntemler ve çevre konusu üzerinden yürütülen tartışmaların da bilimsel verilerle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bugün dünyadaki altın üretiminde kullanılan standart yöntemler, ülkemizde de en modern teknolojilerle uygulanmaktadır. Çevre kurallarının çok sıkı olduğu İsveç ve Finlandiya gibi Avrupa ülkeleri de üretimlerini aynı metotlarla sürdürmektedir. Ayrıca bilinmelidir ki, Türkiye’de kullanılan siyanürün yaklaşık %95’i tekstil, plastik ve metal kaplama gibi farklı sanayi alanlarında tüketilmektedir. Madencilik sektörü, toplam kullanımın sadece %5’lik kısmını oluşturmaktadır. Sektörü sadece bu konu üzerinden eleştirmek, maalesef Türkiye’yi dışarıdan maden ithal etmeye mahkum etmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır.
Maden Platformu olarak, çevreyle barışık, bilimsel yöntemlere dayalı ve denetlenebilir bir madencilik anlayışını savunuyoruz. Sektörümüzü gerçek dışı bilgilerle karalamak yerine, Türkiye’nin geleceği için veriler üzerinden konuşmanın çok daha yapıcı olacağına inanıyoruz. Amacımız, Türkiye’nin yer altı zenginliklerini en güvenli ve en verimli şekilde ekonomimize kazandırmaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
MADEN PLATFORMU
İlginizi Çekebilir