Zonguldak’ta 3 Maden Ocağı İçin İş Durdurma Raporu Hazırlandı
MADENZonguldak havzasında Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) bağlı üç büyük yeraltı kömür ocağı — Karadon, Kozlu ve Üzülmez — için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından iş durdurma yönünde rapor düzenlenmesi, Türkiye madencilik sektöründe ciddi bir güvenlik ve mevzuat tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Tartışmanın merkezinde, madenlerin hayati sistemlerinde ikinci ve otomatik devreye giren bir enerji kaynağı bulunup bulunmadığı yer alıyor.
Denetimde hangi eksiklik tespit edildi?
Bakanlığa bağlı İş Teftiş Kurulu müfettişleri tarafından yapılan denetimlerde, üç müesseseye bağlı yeraltı ocaklarında:
-
Havalandırma sistemleri
-
Yeraltı su tahliye (pompaj) sistemleri
-
Yeraltı çalışanlarının nakli için kullanılan ulaşım altyapısı
gibi yaşamı doğrudan etkileyen sistemlerin, ana enerji kaynağının devre dışı kalması halinde otomatik olarak devreye girecek ikinci bir güç kaynağına sahip olmadığı tespit edildi.
Bu tespit, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Yeraltı Maden İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği kapsamında “hayati tehlike” olarak değerlendirildi. Müfettişler, bu nedenle işin durdurulması yönünde rapor düzenleyerek Zonguldak Valiliği’ne sundu.
Bu konu neden kritik?
Yeraltı madenlerinde enerji kesintisi sıradan bir teknik arıza değildir. Elektrik kesildiği anda:
-
Havalandırma durur → metan ve CO₂ birikir
-
Pompalar durur → ocak suyla dolabilir
-
Nakliye sistemleri durur → işçiler yer altında mahsur kalabilir
Bu nedenle modern maden mevzuatları, bu üç sistemin ana güçten bağımsız, otomatik yedek enerji kaynaklarıyla çalışmasını zorunlu kılar. Özellikle grizu riski bulunan taşkömürü ocaklarında bu şart, “olmazsa olmaz” kabul edilir.
TTK: “Eksiklik yok, yorum farkı var”
Türkiye Taşkömürü Kurumu cephesi ise bambaşka bir noktada duruyor. Genel Maden İşçileri Sendikası’nın (GMİS) TTK Genel Müdürlüğü’nden aldığı yazılı yanıta göre:
“TTK çalışma yönergelerine göre herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır. Müfettişlerin eksiklik olarak değerlendirdiği hususlar, sistemlerin amaç ve özelliklerinin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.”
Yani TTK, ikinci enerji kaynaklarının fiilen mevcut olduğunu, ancak bunların müfettişler tarafından mevzuatın öngördüğü biçimde değerlendirilmediğini savunuyor.
Bu da meselenin yalnızca teknik değil, hukuki ve idari yorum farkına dayandığını ortaya koyuyor.
Sendika: “Güvenlik taviz konusu olamaz”
Genel Maden İşçileri Sendikası, iki kurum arasındaki bu çekişmede net bir pozisyon aldı: İşçi sağlığı her şeyin önünde.
GMİS’in açıklamasında şu vurgular dikkat çekiyor:
-
Denetimlerin devlet ciddiyetiyle yapılması olumlu bulunuyor
-
Eğer eksiklik varsa, derhal giderilmeli
-
Sistemler yoruma açık olmayacak şekilde mevzuata uygun hale getirilmeli
-
Hem Enerji Bakanlığı hem de Çalışma Bakanlığı sürece müdahil olmalı
Bu açıklama, sendikanın “üretim mi, güvenlik mi?” ikilemini net biçimde güvenlikten yana çözdüğünü gösteriyor.
Üretim duracak mı?
9 Ocak 2026 tarihinde hazırlanan iş durdurma raporuna rağmen, sahalarda fiili üretimin sürdüğü bildiriliyor. Bunun temel nedeni ise hafta sonu tatili ve idari sürecin henüz tamamlanmamış olması.
Zonguldak’ta gözler şimdi 12 Ocak Pazartesi gününe çevrildi. O gün:
-
Valilik kararı açıklanacak
-
İş durdurma uygulanıp uygulanmayacağı netleşecek
-
Gerekirse ocaklarda üretim askıya alınacak
Eğer iş durdurma kararı yürürlüğe girerse, Türkiye’nin yerli taşkömürü üretiminin önemli bir bölümü geçici olarak devre dışı kalabilir.
Bu olay neyi gösteriyor?
Bu kriz, Türkiye’de kamu madenciliğinde enerji yedekleme ve otomasyon altyapısının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Aynı zamanda şunu da gösteriyor:
Madencilikte güvenlik artık sadece “ekipman var mı?” sorusu değil,
“o ekipman doğru standartta mı ve otomatik mi?” sorusudur.
Yorum farkları, idari boşluklar ve eski sistemlerle çalışan madenlerde, bu tür krizlerin önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.
İlginizi Çekebilir