Ahmet Refik Altınay (1881-1937) Biyografisi

Ahmet Refik Altınay, 1881 yılında İstanbul’da Beşiktaş’ın Valideçeşme semtinde doğdu. Babası, Sultan Abdülaziz’in vekilharcı Ürgüplü Ahmed Ağa’dır. İlk eğitimini Vişnezade Sıbyan Mektebi’nde, orta öğrenimini Beşiktaş Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri İdadisi’nde tamamladı. 1898 yılında Harp Okulu’ndan piyade birincisi olarak mezun oldu ve küçük yaşta teğmen oldu. Uzun yıllar askerî okullarda coğrafya, Fransızca ve tarih öğretmenliği yaptı. 1909 yılında Tarihi Osmanlı Encümeni’ne üye oldu ve Balkan Savaşları sırasında sansür müfettişliği görevi aldı. I. Dünya Savaşı’nda tekrar askere alındı, ancak Sadrazam Said Halim Paşa’nın gözünden düştü ve Ulukışla’ya sürgün edildi. 1918 yılında Ermeni mezalimi incelemek üzere Doğu Anadolu’ya gönderildi ve bu deneyimlerini İki Komite İki Kıtal ve Kafkas Yollarında: Hâtıralar ve Tahassüsler adlı eserlerinde topladı. 1918’de İstanbul Darülfünunu Osmanlı Tarihi Kürsüsü’ne müderris olarak atandı. 1925’te Türk Tarih Encümeni Başkanlığına getirildi. 1933’te üniversitede kadro dışı bırakıldı. Hayatının son yıllarını Büyükada’da geçirdi. 10 Ekim 1937’de vefat etti ve Büyükada’da defnedildi. "Tarihi sevdiren adam" sıfatıyla anılır. Çalışmaları ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti üzerine odaklanır. Altı ciltlik Büyük Tarih-i Umûmî’yi neşretti ve Lâle Devri, Kadınlar Saltanatı, Köprülüler, Felâket Seneleri, Âlimler ve Sanatkârlar gibi eserlerini İkdam gazetesinde tefrika etti. Aynı zamanda Tercümân-ı Hakîkat, Millet, Yeni Mecmua ve Anadolu Mecmuası gibi gazetelerde başyazarlık yaptı
Ahmed Refik, Osmanlı Devleti'nde madenlerin işletilmesiyle ilgili kapsamlı bir çalışma yapan önemli bir tarihçidir. Onun en bilinen eserlerinden biri "Osmanlı Devrinde Türkiye Madenleri (967-1200)" adlı kitaptır. Bu eser, Osmanlı Devleti'nin Divan-ı Hümayun mühimme defterlerinde kayıtlı olan, 10. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar olan dönemle ilgili madenlerle ilgili belgeleri derler. Kitap hem Anadolu hem de Rumeli’deki önemli maden ocaklarını, madenlerin işletilmesi için gerekli düzenlemeleri, maden işçilerinin durumunu ve devletin bu alanlara yönelik politikalarını ayrıntılı şekilde ele alır. Kitaba göre Osmanlı döneminde madenciliğe göz atalım.
Madencilikte çalışanlar: Genellikle zimmî (Hristiyan) taifelerden seçilen işçiler, reaya (toprak sahibi) olarak kabul edilir ve hazariyye, seîeriyye, nal ve kaftan baha, öşrü dem ve diyet gibi vergilerden muaf tutulurdu.
Madencilik yönetimi: Madenler, maden eminleri tarafından yönetilir, işlerine valiler ve hâkimler müdahale edemezdi. Davalar, maden eminleri vasıtasıyla ve şeriat hukukuna göre çözülürdü.
Osmanlı Döneminde Önemli Maden Ocakları
Gümüş: Gümüşhane, Espiye, Keban, İnegöl, Argani, Kiğı, Bilecik.
Güherçile (gümüş): Akdağ, Van, Erciş, Niğde, Kilise Hisar, Malatya, İftrende, Karaman, İç İl, Maraş, Kayseri.
Rumeli’deki önemli ocaklar: Novoberde, Sereberniç, Kıratova, Sidre kapısı, Rudnik, Kamengırad, Koçanya, Taşoz.
Para basımı: Gümüş madenlerinden çıkan cevherler, darphanelerde para kesilmesi için kullanılırdı. Kıratova ve Novoberde’de darphaneler bulunuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Kıratova’da sikke kestirmişti.
Güvenlik ve taşıma: Madenler eşkıyaların tecavüzünden korunmak için beğler veya aşiretler tarafından muhafaza edilir, taşınan yükler için yolların emniyeti sağlanırdı.
Ahmed Refik, 1915’te Osmanlı Devleti’nin Hazine-i Evrakına (Arşiv) girdikten sonra bu tür belgeleri inceleyerek bu tarihi çalışma üzerinde yoğunlaşmıştır. Eseri, Osmanlı ekonomi tarihi ve maden mühendisliği tarihi açısından büyük önem taşır.
Ahmed Refik’in çalışmasının temelini Mühimme Defterleri oluşturur. Divan-ı Hümayun’dan çıkan kararların kaydedildiği bu defterler, madenlerin nasıl yönetildiğine dair "birinci ağızdan" kanıtlardır.
Belge Çeşitliliği: Eserde 16. ve 18. yüzyıllar arasına ait fermanlar, beratlar ve hükümler yer alır.
Teknik Terminoloji: Ahmed Refik, belgelerdeki "neccar" (marangoz), "lağımcı" (kazıcı), "küre" (fırın/ocak) ve "pota" gibi teknik terimleri gün yüzüne çıkararak, o dönemin maden mühendisliği terminolojisine de katkı sağlamıştır.
Osmanlı Coğrafyasında Stratejik Maden Havzaları
Ahmed Refik’in tasnif ettiği belgeler, Osmanlı’nın maden haritasını net bir şekilde çizer. Bu harita, imparatorluğun jeopolitik genişlemesiyle doğrudan ilişkilidir.
Rumeli ve Balkan Madenleri:
Osmanlı’nın erken ve klasik döneminde Balkanlar, özellikle gümüş ve altın rezervleri bakımından imparatorluğun "darphanesi" konumundaydı.
Sidrekapısı (Stagira): Ahmed Refik, buradaki gümüş madenlerinin devlet hazinesi için ne denli hayati olduğunu kitabında vurgular. Belgelerde buradaki işçilerin organizasyonu ve gümüşün saflık derecesine dair sıkı denetimler göze çarpar.
Kratova ve Üsküp: Bu bölgeler Osmanlı için hem maden çıkarımı hem de yarı mamul haline getirilme süreçlerinde Balkanlar'ın endüstriyel merkezleridir.
Anadolu Havzası: Bakır ve Kurşunun Kalbi
Anadolu madenciliği, özellikle askeri sanayi ve inşaat sektörü için hammadde kaynağıdır.
Küre (Kastamonu): Ahmed Refik, Küre bakır ocaklarını "devletin tunç ve top dökümündeki ana damarı" olarak tanımlar. Belgeler, Küre’den İstanbul Tersanesi’ne yapılan bakır sevkiyatlarının lojistik zorluklarını anlatır.
Ergani ve Keban: Bölgedeki bakır ve gümüş ocakları, derin galerileri ve yüksek tenörlü cevherleriyle bilinir. Ahmed Refik’in aktardığı belgelerde, Ergani bakırının saflaştırılması (izabe süreci) için gereken odun ve kömür ihtiyacının çevre illerden nasıl karşılandığına dair detaylı planlamalar vardır.
Maden Yönetiminde Bürokratik Mekanizma
Osmanlı maden yönetimi, Ahmed Refik’in belgelerinde son derece merkeziyetçi ama yerel dinamiklere duyarlı bir yapı olarak karşımıza çıkar.
Maden Eminleri: Madenin genel müdürü diyebileceğimiz bu görevliler hem üretimden hem de maliyeden sorumluydu. Yolsuzluk yapan eminlerin cezalandırılmasına dair fermanlar, Ahmed Refik’in kitabında geniş yer tutar.
Nazırlar ve Katipler: Üretim miktarlarının deftere işlenmesi, fire oranlarının hesaplanması ve işçi ücretlerinin dağıtımı bu profesyonel kadro tarafından yürütülürdü.
Mukataa ve İltizam Sistemi: Devlet, bazen madenleri doğrudan kendi işletir (emanet), bazen de belirli bir bedel karşılığında mültezimlere (girişimcilere) devrederdi. Ahmed Refik, iltizam sisteminin madenlerin verimliliği üzerindeki negatif etkilerini (aşırı üretim hırsı ve tahkimatın ihmal edilmesi) belgelerle eleştirir.
Maden İşletme Teknikleri ve Mühendislik Sorunları
Bir maden mühendisi veya yer bilimci gözüyle bakıldığında, Ahmed Refik’in sunduğu belgeler 17. yüzyılın teknolojik sınırlarını gösterir.
Su Tahliyesi (Drenaj): Maden ocaklarının en büyük düşmanı olan su baskınları, o dönemin en büyük teknik sorunuydu. Belgelerde "dolaplar" vasıtasıyla suyun tahliye edilmesi, çarkların kurulması ve bu çarkları döndürecek hayvanların temini üzerine onlarca hüküm vardır.
Tahkimat ve Güvenlik: Maden çökmeleri ("göçükler") can ve mal kaybına yol açtığı için, galerilerin ahşap direklerle desteklenmesi süreci devlet tarafından sıkı denetlenirdi. Ahmed Refik, orman köylerinin madenlere "direk" yetiştirmekle yükümlü kılındığını belirtir. Osmanlı maden ocaklarında modern beton veya çelik tahkimat henüz yoktu. Güvenlik, tamamen doğanın sunduğu ahşabın mukavemetine emanetti. Ahmed Refik, belgelerde maden çevresindeki ormanların neden "stratejik rezerv" ilan edildiğini bu noktada açıklar.
Malzeme Seçimi: Her ağaç madene girmezdi. Belgelerde özellikle meşe, çam ve yer yer kestane ağaçlarının kullanımı emredilir. Meşe, ağırlığa karşı direnci; çam ise kırılmadan önce "çatırdama" yaparak işçiye kaçma zamanı tanıyan uyarıcı özelliği nedeniyle tercih edilirdi.
Tahkimat Tipleri (Bağ Kurma): * Kapı Bağı: İki yan direk ve bir tavan direğinden oluşan klasik sistem.
Sürme Tahkimat: Gevşek zeminlerde kazı ilerledikçe tavanın hemen altına sürülen geçici ahşap levhalar.
Neccarlar (Dülgerler): Ahmed Refik, madenlerde sadece kazmacıların değil, "Neccar" denilen uzman marangozların çalıştığını vurgular. Bu kişiler, ağaçların birbirine "kırlangıç geçme" veya "zıvana" usulüyle nasıl kilitleneceğini bilen, yeraltının mimarlarıydı.
İzabe (Eritme) Teknolojisi: Cevherin metalden ayrıştırılması sürecinde kullanılan "küreler" (fırınlar), sürekli bir yakıt ihtiyacı doğururdu. Bu, Osmanlı maden bölgelerinde ciddi bir orman yönetimi politikasını zorunlu kılmıştır.
Havalandırma ve Bozuk Hava:
Osmanlı belgelerinde grizu (metan gazı) patlamasından ziyade, "hava boğulması" veya "bozuk hava" (karbondioksit birikmesi) terimleri geçer.
Hava Bacaları: Galeriler derinleştikçe, yüzeye doğru dikey bacalar açılırdı. Ahmed Refik, bu bacaların açılmasının maliyetli olmasına rağmen, işçilerin "nefes daralmasından ölmemesi" için zorunlu tutulduğunu aktarır.
Körük Sistemleri: Bazı derin ocaklarda, deri körüklerle galerilere taze hava basılması üzerine teknik detaylar belgelerde mevcuttur.
Aydınlatma ve Yangın Güvenliği:
Aydınlatma için kullanılan bezir yağı kandilleri ve mumlar, hem duman oluşturması hem de yangın riski taşıması nedeniyle sıkı denetim altındaydı. Ahmed Refik, kandil yağının temini ve dağıtımının Maden Eminleri tarafından titizlikle deftere işlendiğini gösterir.
"Pasa" Yönetimi ve Dolgu Tahkimatı:
Güvenlik sadece direk dikmek değildi; aynı zamanda kazılan boşluğun kontrollü bir şekilde yönetilmesiydi. Dolgu Sistemi: Kazılan ve içindeki cevheri alınan boşluklar, "pasa" denilen değersiz taşlarla geri doldurulurdu. Bu yöntem, tavanın çökme riskini (tasman) minimize ederdi. Ahmed Refik bazı belgelerde pasanın dışarı çıkarılmasının maliyetli olduğu durumlarda ocak içinde stratejik noktalara yığılmasıyla ilgili teknik direktifleri aktarır.
İş Kazaları ve Hukuki Güvenlik
Ahmed Refik Altınay’ın sunduğu en çarpıcı veriler, bir kaza yaşandığında devletin takındığı tavırdır.
Kaza Tazminatı: Eğer bir madenci iş başında ölürse veya sakat kalırsa, ailesine belirli bir ödeme yapılması veya ailenin vergi muafiyetinin devam etmesi gibi sosyal güvenlik uygulamaları kanunnamelerde mevcuttur.
Cerrahlar: Büyük maden ocaklarında (örneğin Gümüşhane veya Keban), kaza anında müdahale edecek "Maden Cerrahları" kadrolu olarak istihdam edilirdi. Ahmed Refik, bu cerrahların maaşlarının maden gelirlerinden karşılandığını gösteren bordroları gün ışığına çıkarmıştır.
Enerji Lojistiği: Ormanlardan Ocaklara "Kömürkeş" Hatları
Osmanlı madenciliğinde en büyük lojistik kalem cevher değil, yakıttır. Bir birim bakırı veya gümüşü eritmek için onun on katı ağırlığında odun ve kömüre ihtiyaç duyulurdu.
Balta Erleri ve Kömürkeşler: Ahmed Refik’in belgelerinde, maden çevresindeki köylerin "Kömürkeş" (kömür taşıyıcı) olarak kaydedildiğini görürüz. Bu köylüler, vergiden muaf tutulmaları karşılığında, ormandan kesilen odunları kömür haline getirip katırlarla maden ocaklarına taşımak zorundaydı.
Lojistik Mesafe Sınırı: Bir madenin ekonomik ömrünü, çevresindeki ormanların mesafesi belirlerdi. Ormanlar tükendikçe lojistik maliyet artar, nakliye süresi uzardı. Ahmed Refik, 17. yüzyılda bazı madenlerin sadece "yakın çevrede odun kalmaması" nedeniyle kapatıldığını veya üretimin durdurulduğunu fermanlarla belgeler.
2. Kara Yolu Lojistiği: Katır Katarları ve Menzil Sistemi
Osmanlı'da tekerlekli araçların (kağnı vb.) dağlık maden yollarında kullanımı kısıtlıydı. Bu nedenle lojistiğin yükü hayvanların sırtındaydı.
Deve ve Katır Organizasyonu: Ergani’den çıkan bakırın veya Gümüşhane’den çıkan gümüşün nakliyesi için devlet "Mekkarici" adı verilen nakliyeci esnafını ve bölge aşiretlerini görevlendirirdi. Ahmed Refik’in aktardığı bir hükümde, binlerce katırın aynı anda hareket ettiği "maden kervanlarından" bahsedilir.
Derbendci Sistemi: Yolların güvenliği lojistiğin ayrılmaz parçasıydı. Maden yolları üzerindeki geçitlerde (derbend) bekleyen köylüler, kervanları eşkıyadan korumakla yükümlüydü. Eğer kervan saldırıya uğrarsa, lojistik zafiyet doğrudan merkeze, sadrazama rapor edilirdi.
Menzilhane Durakları: Maden sevkiyatı yapan kervanlar, devletin "Menzil" adını verdiği istasyonlarda konaklardı. Burada hayvanların bakımı yapılır, yükler kontrol edilirdi. Ahmed Refik, menzillerdeki yolsuzlukların (hayvanlara yem verilmemesi gibi) sevkiyatı nasıl geciktirdiğini belgelerle anlatır.
3. Deniz ve Nehir Lojistiği: En Ucuz ve En Hızlı Yol
Kara yolu pahalı ve yavaştı. Bu yüzden Osmanlı yönetimi, madenleri mümkün olan en kısa yoldan bir su yoluna indirmeye çalışırdı.
Küre Bakırı ve İnebolu İskelesi: Kastamonu Küre’den çıkan bakır, dağlardan aşırı zorluklarla İnebolu’ya indirilir, buradan gemilerle İstanbul Tersane-i Amire’sine taşınırdı. Ahmed Refik, deniz yolu sevkiyatında "fırtına" ve "Kazak korsanları" gibi lojistik risklerin devlet belgelerindeki yansımalarını gösterir.
Tuna Nehri ve Balkan Madenleri: Balkanlar’daki madenler için Tuna Nehri bir ana arterdi. Madenler nehir üzerindeki "şayka" adı verilen gemilerle taşınırdı.
Fırat ve Dicle Üzerinde "Kelek" Taşımacılığı: Doğu Anadolu madenleri (özellikle bakır), yer yer Fırat nehri üzerinden sallarla (kelek) daha güneye veya uygun lojistik noktalara aktarılırdı.
4. Lojistikte İnsan Kaynağı: "Kürekçiler" ve "Yolcular"
Maden lojistiği sadece mal taşımak değil, insan taşımaktı da.
Sürgün ve İskan: Bir bölgede yeni bir maden bulunduğunda, oraya çalışacak işçilerin ve bu işçileri besleyecek esnafın nakliyesi (mecburi iskan) dev bir lojistik operasyondu. Ahmed Refik, Balkanlar'dan Anadolu'ya veya tam tersi yöne yapılan "madenci göçlerini" belgelerle izah eder.
Yiyecek ve İaşe Lojistiği (Sürsat): Maden bölgeleri genellikle tarıma elverişsiz yerlerdi. Binlerce işçinin doyurulması için çevre illerden hububat sevkiyatı yapılması gerekirdi. Belgelerde, "Maden-i Hümayun'un ekmeksiz kalmaması" için çevre sancaklara yazılan sert emirler dikkat çeker.
5. Lojistik Darboğazlar ve Ahmed Refik’in Tespitleri
Ahmed Refik Altınay, eserinde Osmanlı madenciliğinin gerilemesini sadece cevherin bitmesine bağlamaz; lojistik sistemin çöküşüne de vurgu yapar:
Hayvan Kırgınları ve Salgınlar: Büyük bir salgın hastalık orduyu vurduğu kadar maden lojistiğini de vururdu. Katır ve develerin ölmesi, madende cevherin birikmesine ama merkeze ulaşamamasına neden olurdu.
Hava Şartları: Kışın kapanan yollar, Osmanlı madenciliğinde "mevsimlik duraklama" demekti. Ahmed Refik, kışın yolların açılması için yerel halka verilen "küreleme" görevlerini anlatan belgeleri sunar.
Madencilikte Sosyal Hayat ve İş Gücü Organizasyonu
Ahmed Refik’in tarihçiliğinin en güçlü yönlerinden biri, madenlerdeki "insan" unsurunu merkeze almasıdır.
Muafiyet ve Ayrıcalıklar: Maden işçiliği ağır ve tehlikeli olduğu için, devlet bu işçileri (reaya) bazı vergilerden muaf tutardı. "Avarız" ve "Nüzul" gibi vergilerden muaf olan madenciler, bir nevi "stratejik personel" statüsündeydi.
Amel-i Manda ve Zorunlu Çalışma: Bazı durumlarda çevredeki köylüler madenlerde çalışmaya zorlanırdı. Ahmed Refik, bu durumun sosyal huzursuzluklara yol açtığını ve köylülerin topraklarını terk etmesine (çift bozan) neden olduğunu aktarır.
Maden Hukuku: Her madenin kendine has bir "kanunnamesi" vardı. Bu kanunnameler, mesai saatlerinden kaza tazminatlarına kadar geniş bir alanı düzenlerdi.
Ekonomik Krizler ve Madenlerin Çöküşü
Ahmed Refik’in kapsadığı dönemin sonu (18. yüzyıl başı), Osmanlı madenciliğinin gerilemeye başladığı dönemdir.
Para Değerindeki Düşüş (Tağşiş): Gümüş madenlerindeki üretimin azalması ve Avrupa’dan gelen ucuz Amerikan gümüşü, Osmanlı akçesinin değer kaybetmesine neden olmuştur. Ahmed Refik, bu ekonomik buhranın maden ocaklarını nasıl vurduğunu analiz eder.
Teknolojik Geri Kalmışlık: Avrupa’da buhar makineleri ve daha gelişmiş drenaj yöntemleri kullanılmaya başlanırken, Osmanlı’nın geleneksel yöntemlerde direnmesi verimliliği düşürmüştür. Ahmed Refik, bu noktada yabancı uzman getirilmesi girişimlerini ancak bunların süreklilik arz etmediğini belgelerle gösterir.
1. Küresel Ekonomik Şok: Amerika’nın Gümüşü ve "Fiyat Devrimi"
Osmanlı madenciliğinin en büyük darbeyi "dışarıdan" aldığını söylemek mümkündür. 16. yüzyılda İspanyolların Amerika kıtasında (Potosi) keşfettiği devasa gümüş madenleri, dünya piyasasını ucuz gümüşe boğmuştur.
Rekabetin Kaybolması: Avrupa üzerinden Osmanlı piyasasına giren bu ucuz gümüş, Osmanlı’nın yüksek maliyetli yerel madenlerini ekonomik olarak anlamsız kılmıştır.
Maliyet/Kar Dengesi: Ahmed Refik’in sunduğu belgelerde, bir madeni işletmenin maliyetinin (işçi ücreti, yakıt, nakliye), madenden elde edilen metalin piyasa değerinden daha yüksek hale gelmesi üzerine ocağın kapatıldığına dair hükümler yer alır.
2. İdari Çürüme: İltizam Sisteminin Tahribatı
Başlangıçta devletin doğrudan kontrolündeki "Emanet" sistemiyle yönetilen madenler, hazinenin nakit ihtiyacı arttıkça "İltizam" (ihale) usulüne devredilmiştir. Bu, madenciliğin sonunu hazırlayan en büyük idari hatadır.
Vahşi İşletmecilik: Mültezimler (madeni kiralayanlar), madeni sadece 1-3 yıllığına kiraladıkları için, ocağın geleceğine yatırım yapmamışlardır. Daha derinlere inmek için gereken tahkimatı yapmamış, sadece "yüzeydeki kolay cevheri" alıp gitmişlerdir.
Bakımsızlık: Ahmed Refik, mültezimlerin kâr hırsıyla madenleri su basmasına göz yumduklarını veya havalandırma bacalarını ihmal ettiklerini, bunun da ocakların kısa sürede "işletilemez" hale gelmesine yol açtığını belgeler.
3. Teknolojik Duraklama ve "Su" Engeli
Avrupa, 17. ve 18. yüzyıllarda madenlerdeki suyu tahliye etmek için buhar makinelerini (Newcomen ve Savery makineleri) geliştirmeye başlarken, Osmanlı geleneksel yöntemlerde takılı kalmıştır.
Derinlik Sınırı: Yüzeydeki cevherler bittiğinde daha derine inmek gerekmiştir. Ancak derine inildikçe yer altı sularıyla baş edilememiştir. Osmanlı’nın kullandığı hayvan gücüyle çalışan çarklar (dolaplar), yüzlerce metre derinlikteki suyu tahliye etmede yetersiz kalmıştır.
Uzman Eksikliği: Ahmed Refik, belgelerde sürekli olarak "Alman veya Saksonya bölgelerinden uzman usta getirilmesi" taleplerini görür. Ancak bu ustaların getirilmesi geçici çözümler sunmuş, yerli bir mühendislik ekolü yaratılamamıştır.
4. Enerji Krizi: Ormanların Tükenmesi
Madencilik, metalin eritilmesi için devasa miktarda odun kömürüne ihtiyaç duyar.
Lojistik Çöküş: Maden çevresindeki ormanlar plansız kesim nedeniyle tükenince, kömürün çok uzak mesafelerden taşınması gerekmiştir. Ahmed Refik’in "Lojistik" bölümünde bahsettiği o devasa nakliye maliyetleri, toplam üretim maliyetini karşılanamaz boyutlara taşımıştır. Birçok maden, cevher bittiği için değil, "yakacak odun kalmadığı" için terk edilmiştir.
Yolsuzluk ve "Maden Eminleri": Bazı yöneticilerin nakliye bedellerini (nakliye akçesi) kendi ceplerine indirmesi, nakliyecilerin işi bırakmasına ve yolların kapanmasına yol açardı.
5. Sosyal ve Güvenlik Sorunları: Celali İsyanları yüzyıl Anadolu’sunu kasıp kavuran Celali İsyanları, maden bölgelerindeki asayişi tamamen bozmuştur.
İş Gücü Kaçışı: Eşkıya baskınları nedeniyle madenlerde çalışan uzman işçiler ve reaya topraklarını terk etmiştir. Ahmed Refik, "perişan ve perakende olan" maden köylülerini anlatan hüzünlü belgeleri kitabında paylaşır.
Sevkiyat Güvenliği: Madenden çıkan külçelerin darphaneye ulaştırılması imkansız hale gelmiştir. Kervanların soyulması, lojistik hattı felç etmiştir.
6. Para Politikasındaki Değişim ve "Tağşiş"
Devlet, ekonomik daralmayı aşmak için paranın içindeki gümüş oranını düşürmüş (tağşiş), bu da madenlerden gelen saf gümüşün değerini kağıt üzerinde düşürmüştür. Maden üreticisi, emeğinin karşılığını alamadığı bir ekonomik sarmala girmiştir.
Sonuç: Ahmed Refik’in Acı Tespiti
Ahmed Refik Altınay’a göre Osmanlı madenciliğinin gerilemesi, bir "zihniyet ve organizasyon" meselesidir. İmparatorluk, dünyadaki teknolojik ve ekonomik dönüşümü takip etmek yerine, eski kanunnameleri ve geleneksel yöntemleri korumaya çalışmıştır. Ancak değişen dünya şartları, bu devasa ama hantal sistemi yer altından başlayarak çökertmiştir.






