Küresel emtia piyasalarında son yılların en dikkat çekici hareketlerinden biri bakırda yaşanıyor. Sanayinin temel metallerinden biri olan bakır, hem ekonomik büyümenin hem de enerji dönüşümünün en kritik göstergelerinden biri kabul ediliyor. Son dönemde fiyatların ton başına 13 bin dolar seviyesine yaklaşması, piyasada yapısal bir dönüşüm yaşandığına işaret ediyor.
Uzmanlara göre bu yükseliş geçici bir dalgalanmadan ibaret değil. Elektrifikasyon süreci, yenilenebilir enerji yatırımları ve ulaşım sektöründeki dönüşüm bakıra olan talebi kalıcı biçimde artırıyor. Elektrikli araçlarda kullanılan bakır miktarı, geleneksel içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla. Ortalama bir elektrikli araçta 70–80 kilogram bakır bulunurken, bu miktar klasik araçlarda 20–25 kilogram seviyesinde kalıyor. Küresel elektrikli araç satışlarındaki hızlı artış, bakır talebini doğrudan yukarı taşıyor.
Talep artışı yalnızca otomotiv sektörüyle sınırlı değil. Rüzgâr türbinleri, güneş enerjisi santralleri ve elektrik iletim hatları yüksek miktarda bakır kullanıyor. Bir rüzgâr türbininde megavat başına yaklaşık 3–4 ton bakır yer alırken, güneş enerjisi sistemlerinde de benzer şekilde yoğun metal kullanımı söz konusu. Enerji altyapısının yenilenmesi ve şebekelerin güçlendirilmesi projeleri de bakır tüketimini artıran unsurlar arasında bulunuyor.
Uluslararası projeksiyonlar, küresel bakır talebinin 2040 yılına kadar yaklaşık yüzde 50 artabileceğine işaret ediyor. Halihazırda yıllık yaklaşık 25 milyon ton seviyesinde olan tüketimin, 40 milyon tonun üzerine çıkması bekleniyor. Bu artışın arkasında yalnızca enerji dönüşümü değil, veri merkezleri ve dijital altyapı yatırımları da bulunuyor. Yapay zekâ ve bulut bilişim sistemlerinin yaygınlaşması, elektrik iletim kapasitesine olan ihtiyacı büyütüyor; bu da dolaylı olarak bakır talebini destekliyor.
Ancak arz tarafında tablo daha karmaşık. Küresel bakır üretimi büyük ölçüde sınırlı sayıda ülkeye yoğunlaşmış durumda. Şili ve Peru gibi ülkeler dünya üretiminin önemli bir bölümünü karşılıyor. Bu coğrafi yoğunlaşma, siyasi ve çevresel riskleri de beraberinde getiriyor. Grevler, çevre izin süreçleri ve su kaynaklarına ilişkin tartışmalar üretim planlarını etkileyebiliyor.
Jeolojik veriler de arzın neden hızla artırılamadığını ortaya koyuyor. Son 30 yılda bakır cevherlerinin ortalama tenörlerinde belirgin bir düşüş yaşandı. Geçmişte yüzde 1’in üzerinde olan birçok sahada bugün yüzde 0,5–0,7 aralığında üretim yapılıyor. Bu durum, aynı miktarda metal elde etmek için daha fazla kayaç çıkarılması ve işlenmesi gerektiği anlamına geliyor. Artan enerji maliyetleri ve çevresel yükümlülükler de üretim maliyetlerini yükseltiyor.
Yeni bir bakır madeninin keşiften ticari üretime geçmesi ise ortalama 10 ila 15 yıl sürüyor. Yüksek sermaye ihtiyacı, karmaşık izin süreçleri ve çevresel değerlendirmeler arz esnekliğini sınırlıyor. Bu nedenle kısa vadede talep artışına hızlı bir üretim artışıyla karşılık verilmesi zor görünüyor.
Finansal piyasalar da fiyat hareketlerinde belirleyici rol oynuyor. Londra Metal Borsası’ndaki stok seviyeleri ve vadeli işlem piyasalarındaki pozisyonlanmalar fiyatlarda oynaklığa neden olabiliyor. Küresel imalat verileri ve dolar endeksi gibi makroekonomik göstergelerle bakır fiyatları arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Ekonomik büyüme beklentilerinin güçlenmesi, bakıra yönelik talep öngörülerini de artırıyor.
Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde, bakır piyasasında yaşanan yükselişin çok boyutlu bir dönüşümün sonucu olduğu görülüyor. Enerji geçişi hız kesmeden devam ettiği sürece bakırın stratejik önemi artmaya devam edecek gibi görünüyor. Arz tarafındaki yapısal kısıtlar ise fiyatların önümüzdeki dönemde de hassas bir dengede kalabileceğine işaret ediyor.




























Yorum Yazın